Mehmet CEYLAN


TOPLUM VEBALİNİN GÜCÜYLE YÖNETİCİ OLMAK

Devletler sadece maddi güçleriyle, gösterişli yapılarıyla değil toplumsal değerleriyle, maddi yanında manevi değerleriyle, farklılıkları içinde barındıran milli birliğiyle yaşar.


Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir. (Nisa Suresi / 58)

Yönetici, halkın tamamına aynı içtenlikle sahip çıkmazsa, Cennetin kokusunu bile alamaz.” (Buhari, “Ahkam”, 8). (Hadisi Şerif)

“Ey oğul, artık Bey’sin!

Bundan sonra öfke bana, uysallık sana.

Gücenme bize, gönül alma sana.

Suçlamak bize, katlanmak sana.

Acizlik bize, hoş görmek sana.

Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.

Haksızlık bize, bağışlamak sana.

Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.

Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Şeyh Edibali’nin Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gaziye nasihatidir.

Yukarıda verdiğimiz Ayet, hadis ve Şeyh Edibali’nin Osman Gaziye nasihati gösteriyor ki, yöneticilerin nasıl olması gerektiğini, nasıl davranmaları gerektiğini, idaresi altında olan topluma karşı  davranış, tavır ve söylemlerine çok dikkat etmeleri gerektiğini açık ve net gösteriyor.

Bundan yaklaşık 700 yıl önce bir ulama, bir lider; bir yol gösterici cihana yürümeye çalışan, yönetici adayına, bir oba beyine açık ve net nasihatin de;  “öfke bana, uysallık sana” diye başlıyor.

Yönetici; yönettiği alan içinde yaşayan, farklı fikirde, farklı düşüncede, farklı yaşayışta, farklı inançta, farklı milliyette olan, alimin ve avamın yöneticisi olmak zorundadır.

Yönetici; kendinden olanla olmayana aynı adaletle hükmetmek zorundadır.

Yönetici; kendisine gelebilecek her türlü eleştiriye karşı hoşgörülü olmak zorundadır.

Yönetici; kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel şahıslarla kıyaslandığında siyasiler açısından daha geniş olduğunu kabul edip bunun bilinciyle hareket etmelidir.

Yönetici; nefret dili kullanarak toplumu kutuplaştırmamalı, ayrımcılığa sevk etmemelidir.

Yönetici; yönettiği toplumu kutuplaştıramaz, ayrıştıramaz, kutuplaştırılmasına, ayrıştırılmasına da izin ve mahal vermemelidir.

Yönetici; seçildikten sonra bağlı bulunduğu siyasi partinin ceketini çıkarmak zorundadır.

Yönetici; atamayı yapan kişi veya kurumun değil, yönetim olarak kapsadığı alanda yaşayanların yöneticisi olduğunu unutmamalıdır.

Yönetici; toplumsal ahlakı yaşamalı, israftan, gösterişli yaşamdan kaçınmalı, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumalıdır.

Yönetici; ahlaklı, adaletli, hoşgörülü, mütevazi ve sorumluluk sahibi olmalıdır.

Yönetici de hasıl olması gereken özellikleri sayfalarca uzatabiliriz.

Yönetici derken sadece bir kişiyi veya birkaç kişiyi kastetmiyoruz.

Cumhurbaşkanından bakanları, valilerden kaymakamları, belediye başkanlarını, siyasi parti genel başkan ve teşkilat başkanlarını, STK başkanlarını ve onların yardımcılarını, danışmanlarını müsteşarlarını kısaca toplumu yöneten tüm kesimleri kastediyoruz.

Toplumu yönetmek hale ki, farklı kesimlerin birada yaşadığı toplumu yönetmek için çelik gibi iradeye ipek gibi kalbe vasıl olmak gerek.

YANLIŞ SİSTEMİN GETİRDİĞİ YANLIŞ YÖNETİM

Yöneticilerin doğru olmaları, doğru yönetimler göstermeleri sağlam temeller üzerine oturtulmuş doğru sistemlerle mümkündür. Yönetim sistemlerinizde ufak zafiyetler, küçük delikler olduğu zaman isteseniz de, en iyi yöneticiyi getirseniz bile mutlaka yanlışlıkları kapatamazsınız.

Sağlam sistem üzerine inşa edilen devletler uzun soluklu ve sağlam iradeli olur. 

İnanç ve düşünce özgürlüğünü, bireysel hürriyetini tesis etmelidir. İnanç ve düşünce özgürlüğü, bireysel hürriyetini tesis edilmeyen, baskı ve korku yönetimlerinin ömrü kısa olur

Toplumlar yaratılıştan gelen bir haslet ki, yöneten ve yönetilenler olarak hayatlarını idame ettirirler. Yönetilen toplumun çoğunluğu yöneticisini takip eder, davranış, tavır ve söylemlerini taklit eder, onun gibi yaşamaya ve konuşmaya başlar.

Toplumlarda; en üst yöneticinin davranış, tavır ve söylemleri alt yöneticileri ve yönetilen toplumu etkiler.

Bizim ülkemizde de devlet yönetimi bir türlü sağlam ve doğru bir sistem üzerine oturtulamadı. Her dönemde denilen şey sitemin yanlışlığı oldu. Bu yanlış sistem mutlak toplumsal yönetimde bir tarafı güdük kaldı.

Son getirilen adına, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilse de, başkanlık sistemi denilse de, tek adamlı diktatör yönetimi denilse de farklılıkları olan bir toplum bünyesi bu sistemi kabul etmedi.

Nasıl bir düşüncenin, ilmin, bilimin eseri olduğu belli olmayan, Türkiye’nin 40’lı yıllarda yaşadığı ve yanlış olduğu anlaşıldığı için değiştirilen, parti genel başkanlı, kabinesinin atamayla yapıldığı, milli devlet, ulus devlet yerine parti devleti yönetimli bu sistem problemleri çözmek yerine, toplumu barıştırmak birleştirmek yerine, problemleri artırdı, toplumu daha çok böldü, kutuplaştırdı, düşmanlaştırdı.

Ülke o hale geldi ki, toplum ve yöneticiler adeta ortadan ikiye bölündü.

Başta cumhurbaşkanı ve bakanlar olmak üzere, yönetimi elinde bulunduran yöneticiler bir türlü siyasi parti kimliklerini taşımakta, üstlerindeki parti ceketleriyle, toplumu ilgilendiren her bir etkinlik ve toplantıda bir seçim zamanı edasıyla eleştiri oklarını kullanmaktadırlar.

Cumhurbaşkanı, belediye başkanları sadece kendisine oy verenlerin cumhurbaşkanı, belediye başkanı, bakanlar, valiler, kaymakamlar ise kendilerini atayanların bakanı valileri, kaymakamları gibi davranıyorlar.

Bir yönetici kimliğiyle; bu tavır, davranış ve söylemler kendisine oy vermeyen kesimlerin kutuplaşmasına ve bölünmesine sebep olur. İster istemez falanca partinin cumhurbaşkanı, falanca partinin belediye başkanı, falanca partinin bakanı, valisi, kaymakamı görüşü ortaya çıkar. 

Yöneticilerin; farklılıklarıyla yaşayan toplumsal ahlakı, toplumsal adaleti korumak, farklılıklarıyla yaşayan toplumda, farklılıklarıyla milli birliği sağlamak, yönetimden aldığı güçle değil toplum vebalinin gücüyle yönetici olması gerekir.

Bu yönetim şekliyle ülke öyle şaha falan kalkmaz, geleceği karanlık bir yola gider.

Devletler sadece maddi güçleriyle, gösterişli yapılarıyla değil toplumsal değerleriyle, maddi yanında manevi değerleriyle, farklılıkları içinde barındıran milli birliğiyle yaşar.