Söz konusu yasa taslağı ile 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 2. Maddesi "Yapılacak jeolojik, jeoteknik ve paleosismolojik araştırmalar sonucunda aktif olduğu tespit edilen fay zonları heyelan, kaya düşmesi, çığ, su baskını gibi afetlere uğramış veya uğrayabilir alanlar üzerine herhangi bir yapı inşa edilemez" şeklinde düzenlenmektedir.Ülkemizdeki mevcut yasal çerçeve afet ve afete maruz alanlar için yapılabilecek düzenleme ve uygulamaları tanımlamıştır. Hangi alanda yapı yapılıp yapılamayacağı; jeolojik ve jeofizik etütlerin yanısıra, inşaat yapı tekniği, mimari tasarım, tarımsal amaçlı kullanım, planlama kriterleri, çevresel faktörler vb. çeşitli parametreler dikkate alınarak karar verilmesi gereken bir konudur. Ülkemizde afetin gerçekleşmesi muhtemel ya da afetin gerçekleştiği alanlara hangi mekansal araçlarla müdahale edileceği mevcut yasal çerçeveler ile belirlenmiştir. Ülkemizde yaşanan sorun, yasal mevzuat eksikliğinin aksine, merkezi ve yerel yönetimlerin yasaların kendilerine yükledikleri görevlerini yerine getirmemesinin, hatta bu konuda verilen yargı kararlarının gereklerini bile yerine getirmekten imtina etmelerinin bir sonucudur. şehirlerimizi depreme dayanıksız duruma getiren yasalar veya yasalardaki noksan hususlardan değildir tarım alanlarının, ormanlarımızın yapılaşmaya açılması,kentsel dönüşümlerin rant odaklı ele alınması, deprem sonrasında kullanılmak üzere kent planlarına işlenen deprem toplanma alanlarına dahi imar izni verilmesi
gibi bilimsel temele dayanmayan sehircilik
uygulamalarıdır. deprem sonrasında kullanılmak üzere kent planlarına işlenen deprem toplanma alanlarına dahi imar izni verilmesi
gibi bilimsel temele dayanmayan sehircilik
uygulamalarıdır. Sonuç olarak;
Bilimsel yaklaşım ve ülkemizde yaşanan gerçeler böyle iken söz konusu yasayla "aktif olduğu tespit edilen fay zonları heyelan, kaya düşmesi, çığ, su baskını gibi afetlere uğramış veya uğrayabilir alanlar" gibi geniş tanımlı bir ifadeyle, mevcut yapı stokları da dikkate alındığında çok geniş bir alan keyfi bir şekilde bir kanun maddesi ile yeni başka alanlar yapılaşmaya açılarak tüm yetki siyasi iradeye teslim edilmektedir.
Böylesine geniş bir yetkilendirmenin politik istismara zemin hazırlayacağı ülkemizde imar ve kent alanında yaşanan sorunları daha da derinleştireceği açıktır.Yaşanan sorun yasal mevzuat eksikliği gibi gösterip sorumluluklardan kaçmak ve yeni yasal arayışlara girmek yerine, bir an önce mevcut yasaları toplum yararına uygun şekilde, afette can ve mal kayıplarımızı önleyecek biçimde uygulanması en doğru yaklaşımdır.
Inşaat Muhendisi Filiz GÖKÇE
